M. Emin Akkaş’ın Tespitleri – 3

On Dokuzun Sırrı ve Komplocular

Kendisinden ve 1’den başka sayıyla bölünemeyen sayılara asal sayı denir. Asal sayılar eskiden sadece teorik matematiğin bir konusu iken günümüzde kriptolojide çok önemli bir yer tutmaktadır. Şu anda internet üzerinden güvenli iletişimde en yaygın olarak kullanılan RSA şifreleme algoritması çok büyük (128–256–1024–2048 bit) asal sayıları kullanır. Konumuz olan “19” enteresan bir asal sayıdır. Kur’an’ın sure sayısı 19’un katıdır (19×6=114), Besmele 19 harfdir meşhur Sekine Virdi 19 adet ayetten oluşmaktadır. İnternette araştırılırsa buna benzer çok miktarda olumlu manada 19 ile ilişkinin Kuranda olduğu görülecektir. Yani bir asal sayı olan 19 bir nevi ilahi şifreleme sayısı olarak kullanılmış gibi görünmektedir. Bu sayıyla bölünebilen yani 19 ile bir şekilde ilişkili olan her şey olumlu mudur? Kur’an’da kelime olarak 19 sadece Müddessir suresinin 30. ayetinde geçmektedir.


Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti. ﴾18﴿
Kahrolası nasıl da ölçtü biçti! 19﴿
Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti! ﴾20﴿
Sonra (Kur’an hakkında) derin derin düşündü. ﴾21﴿
Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı. ﴾22﴿
Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: “Bu ancak nakledile gelen bir sihirdir.” ﴾23–24﴿
“Bu, ancak insan sözüdür.” ﴾25﴿
Ben onu “Sekar”a (cehenneme) sokacağım. ﴾26﴿
Sekar’ın ne olduğunu sen ne bileceksin? ﴾27﴿
Geride bir şey koymaz, bırakmaz. ﴾28﴿ Derileri kavurur. ﴾29﴿
Üzerinde on dokuz (görevli melek) vardır. ﴾30﴿
Biz, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık. Onların sayısını inkâr edenler için bir imtihan vesilesi yaptık ki kendilerine kitap verilenler kesin olarak bilsinler, iman edenlerin imanı artsın, kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesin, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ile kâfirler, “Allah örnek olarak bununla neyi anlatmak istedi” desinler. İşte böyle. Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. Rabbinin ordularını ancak kendisi bilir. Bu, insanlar için ancak bir uyarıdır. (31) (Diyanet İnternet Meali)


Burada 30. ayette 19’un kullanımı siyak ve sibaka baktığımızda olumsuzdur. Surenin 19. ayetinde Allah Tebbet suresinde olduğu gibi birisine “Kahrolası nasıl da ölçtü biçti!” ile beddua etmekte. Ancak Tebbet Suresinden farklı olarak burada bedduaya muhatap kişinin adı zikredilmeyerek bu bedduanın muhatabının her zamanda bulunabileceği anlaşılmaktadır. 18–19–20–21. ayetlerden de anlaşılmaktadır ki beddua edilen kişinin özelliğinin ölçüp biçerek Kuran ve Allah’ın Resulü ile ilgili komplo hazırlamasıdır. Allah da ceza olarak o komplocuyu Sekar cehennemine koyacağını beyan etmiştir. Ahir zamanda zuhur edecek ve İslam ve Kuran aleyhine dehşetli komplolar kuracak kişiler ise hadis dilinde Deccal/Süfyan olarak tesmiye edilmiştir. Elbette ki vaid-i ilahiye uygun olarak Ahirette bu komplocu Deccallar/Süfyanlar üzerinde 19 görevli meleğin bulunduğu Sekar Cehenneminin sakinleri olacaklardır. Acaba Ahirette olduğu gibi Dünya hayatında da bu komplocuların 19 ile ilişkileri var mıdır? Bediüzzaman Said Nursi’nin Ahir Zaman kişileri ve olaylarına ilişkin hadis-i şerifleri açıkladığı 5. Şua isimli eseri okunduğunda hemen akla gelen ve onun çağdaşlarından olan kişinin hayatı baştan aşağı 19 ile ilişkilidir. İnternette araştırılırsa bu konuda bol miktarda doküman bulunacaktır. Çoğu zaman bu 19 ile ilişkili olma durumu da destekçileri ve sevenleri tarafından o kişinin makbuliyetine ve mübarekiyetine delil olarak gösterilmektedir. Bunların belli başlılarını bir liste halinde gösterirsek

1881=99×19 Doğum tarihi
1900=100×19 Harbiye’ye giriş tarihi
19. Fırkanın Komutanı (19×1)
57. Alayın Komutanı (19×3)
1919=101×19 Samsun’a çıkış tarihi
1938=102×19 Ölüm tarihi
42mx57m=2394m2=126×19 Defnedildiği mekânın üst tavan alanı Uydu görüntüsünden hesaplanan üst alan 2508m2=132×19  anıtkabir-roof
993814=52306×19 Nüfus Cüzdanı Seri No (değişimden önceki nüfus cüzdanında bulunan)

Şimdi de “İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek” . (http://www.erisale.com/#content.tr.4.732) hadis-i şerifinin konumsal olarak sıfır hata ile gösterdiği kişinin yani Fetullah Gülen’in hayatındaki 19’lara bakalım.

1938=102×19 Doğum tarihi
1957=103×19 Risale-Nur Camiasına giriş tarihi
1976=104×19 Hareketini başlattığı İzmir’e tayin tarihi
1995=105×19 Cebrail parti kursa desteklemem dediği yıl
2014=106×19 Hükümete karşı açıktan taarruz başlattığı ve aynı zamanda hadis-i şeriflere göre mahiyetinin farkına varıldığı tarih.
TC Kimlik Nosu:43627119878.  İlk üç hane yani 436 aile hanesidir. Sonraki kişisel kısmını oluşturan 8 hane ise 27119878=1427362×19 yaparak yine 19’un katıdır.
Pennsylvania’daki malikânenin üstten çevresi: 171m=9×19 (Ölçüm googleearth görüntüsü üzerinden yapılmıştır)  malikane1
Bu yapıda gizlenmiş masonik sembol gönyenin deşifresinden sonraki ölçümleri
 malikane4  ölçüm

Aynı zamanda önceki ve günümüzdeki iki komplocunun birbirinin devamı olduğu 19 ile ilişkilerindeki benzerlikler ile ortaya çıkmaktadır.

Öncekinin 19’lu yılları Fetullah Gülen’in 19’lu yılları
1881=99×19 Doğum tarihi
1900=100×19 Harbiye’ye giriş tarihi
1919=101×19 Samsun’a çıkış tarihi
1938=102×19 Ölüm tarihi 1938=102×19 Doğum tarihi
1957=103×19 Risale-Nur Camiasına giriş tarihi
1976=104×19 Hareketini başlattığı İzmir’e tayin tarihi
1995=105×19 Cebrail parti kursa desteklemem dediği yıl
2014=106×19 Hükümete karşı açıktan taarruz başlattığı ve aynı zamanda hadis-i şeriflere göre mahiyetinin farkına varıldığı yıl.

Kümülatif toplam:1881+1900+1919+1938+1957+1976+1995+2014=15580 yapar ve 1+5+5+8+0=19 yine 19 yapmaktadır. Bilgisayar terminolojisi ile ifade etmek gerekir ise checksum (sağlama) tutmaktadır.

Çok eskiden beri kulllanılagelen ebced değerleri Arapçadaki her bir harfe verilen nümerik değerlerdir. ASCII değerleri ise bilgisayar teknolojisinin ortaya çıkmasıyla belirlenen nümerik değerlerdir. ASCII değerler küçük ve büyük harfler için ayrı ayrı tespit edilmiştir. ASCII değerlerin hesaplanmasında özel isimlerin standart yazılımı dikkate alınmıştır. Ayrıca Arapça Farsça tamlamalarda “-i“ hesaplamada dikkate alınmıştır. Aşağıdaki tabloda ise Ebced ve ASCII Toplam değerlerinin 19 ile ilişkileri:

Fetullah Gülen ASCII Toplam=1463 77 x 19
Fetullah Süfyanî ASCII Toplam=1824 96 x 19
Fetullah Deccal -i Süfyanî ASCII Toplam=2546 134 x 19
Fetullah Süfyani ASCII Toplam=1691 89 x 19
Fetullah Deccal -i Süfyani ASCII Toplam=2413 127 x 19
Fetullah Son Süfyani ASCII Toplam=1995 105 x 19
Fetullah Son Süfyanî ASCII Toplam=2128 112 x 19
Fetullah Son Büyük Süfyani ASCII Toplam=2793 147 x 19
Fetullah Son Büyük Süfyanî ASCII Toplam=2926 154 x 19
Rabia Gülen (Annesinin resmi adı Rabia’dır) ASCII Toplam=1121 59 x 19
f_deccal_sufyani(Fetullah Deccal -i Süfyanî) Ebced Toplam=798 42 x 19

Gayri Müslimlerde çıkacak büyük deccal olarak tespit ettiğimiz David Samuel Cohen’in 19 ile ilişkisi:

David Samuel Cohen ASCII Toplamı =1596 84 x 19
David Samuel Cohen The Last AntiChrist ASCII Toplamı =3306 174 x 19
David Cohen The Last Anti-Christ ASCII Toplamı =2736 144 x 19
David Cohen The Great Anti-Christ ASCII Toplamı =2831 149 x 19
David Samuel Cohen The Furthest Anti-Christ ASCII Toplamı =3800 200 x 19
David Samuel Cohen The Biggest Deceiver ASCII Toplamı =3401 179 x 19
David S. Cohen The Furthest Deceiver ASCII Toplamı =3059 161 x 19
Cohen The Last Anti-christ ASCII Toplamı =2280 120 x 19
Cohen The Great Anti-christ ASCII Toplamı =2375 125 x 19
Cohen The Biggest AntiChrist ASCII Toplamı =2508 132 x 19
David The Furthest Antichrist ASCII Toplamı =2679 141 x 19
Dwd Şmwel Khn ASCII Toplamı =1235 65 x 19
Dvd SHmwel Chn ASCII Toplamı =1159 61 x 19
דוד שמואל כהן İbranice Ebced Toplamı =469 4+6+9=19
Doğum yılı 1963 1+9+6+3=19
Şu an görev yaptığı CIA Genel Merkezinin Enlemi 38°57′ Kuzey (2×19)°(3×19)’=38°57′

David Cohen ile ilgili olarak açık bilgi kaynaklarından daha fazla detaylı bilgi edinmek mümkün olmadı. O sebeple bu rakamın detay ortaya çıktıkça artması beklenir. En doğrusunu Allah bilir.
M. Emin Akkaş’ın tespitleri – 1
M. Emin Akkaş’ın tespitleri – 2
Kayıp “H”nın Sırrı Fet(h)ullah mı yoksa Fe(v)tullah mı?
Barla-Horasan Hattının Hikayesi ya da Fetullah Gülen Aslında Kimdir?
http://www.youtube.com/watch?v=sFxjCF4RpJA

Reklamlar

, , , , , , , , , , , , , , ,

  1. #1 by kaan on 23/02/2015 - 06:02

    Emin Hocam,

    D.S.C.

    Boston’da büyümüş(yerlisi derler ya),Cia’e 1966’da katılmış

    1963 Northeastern Üniversitesi(Boston) Siyasi Bilimler Mezunu

    1966 Boston Üniversitesinde Siyasi Bilimler Yüksek Lisans

    1977 yılında Ekonomik Araştırmalar Ofisi Başkan Yardımcısı

    1981 yılında Dünya Meseleleri Bürosu Başkan Yardımcısı

    1985 yılında Cornell Üniversitesinde ön lisans(Ithaca, New York)

    1985 ,Nisan yılında ayrıca Papa’nın vurulması dosyasında Sovyetlerin hadiseye dahlini araştırmış ve bu konuda senatoya sunulacak dökümanları hazırlamış

    1987 ABD Milli Kolleksiyon Bölümü

    1989 yılında ABD’nin en iyi hukuk fakültesinden mezun(Yale Law School)(New Haven, Connecticut)

    1991 Kasım İstihbarata dönüş

    Evli,İki Çocuğu var,İkisi de Erkek,İsim Zeke ve Sam.

    Chevy Chase, Maryland ikamet.

  2. #2 by kaan on 24/02/2015 - 07:36

    DÜZELTME:

    Yukarıda vermiş olduğum tarihlerde hatalar vardır,şahıslar birbirine karıştırılmıştır,bloğun içeriği ile alakası yoktur. Hatalardan dolayı özür dilerim.

    • #3 by wuslath on 24/02/2015 - 12:56

      Estağfirullah Kaan bey, ilginize teşekkür ederiz.

  3. #4 by fethullah Gülen rakmlarla alakali görüsleri on 16/04/2015 - 03:21

    Rakamların Sırrı

    Siz çok iyi bakıyorsunuz çevrenize. Mesela, 11’inci ayda askere gidip, 1’inci taburun, 1’inci bölüğünün, 11’inci eri olmanızın bile farkına varıp, bundan anlamlar çıkarıyorsunuz

    Herkesin hayatında böyle rakamlar olabilir. Evren Paşa da ”Hayatımda 7 rakamı var” dedi. Mustafa Kemal’in hayatında 19 rakamı var. Vefatı bile 19’un üç katı malum. Bunlar boş değildir. Ama bu rakamların esası nereden çıkıyor? 19’u Reşad Halife çıkardı. Bazı yanlışlara da gidildi. Kendini insan üstü gibi görmeye başladı. Allah affetsin. Sonra Ahmet Deedat da yazdı.

    Sonra da Cenk Koray

    Evet, o da Mustafa Kemal ile bağdaştırdı.

    Sizi rahatsız etti mi?

    Beni rahatsız etmez de, dine ait pek çok hükümleri onun üzerine bina etme bir ifrattır (aşırı gitme). Kuran’daki bütün ayetler bununla irtibatlandırılmadı. Ama tevbe suresindeki iki ayet bu 19 ritimini bozuyordu. Bozduğu için tuttu Deedat, demek bunlar ayet değil dedi. O yüzden bunlara gömülmemek lazım.

    Reportajin tamami
    http://tr.fgulen.com/content/view/7854/74/

    Sevgili kardesim sende Kurandaki 19 sayisina fazla takilma Ahmet deedat gercekten degerli biriydi ama iki ayeti inkar ederk vefat etti……..

    Fethullah Gülenin sayilari bak 19 degilmis kendisi askerlik anisini anlatiyor……
    Inanirmisin yine saniyesinde cevap buldum…..

    • #5 by wuslath on 06/05/2015 - 14:46

      Yine yorumunuzdan tespiti dikkatlice okumadığınız anlaşılmaktadır.

  4. #6 by kaan on 13/05/2015 - 22:47

    Emin Bey Merhaba,

    Ne zamandır yeni tespitler yazmıyorsunuz hasret kaldık Hocam..

    Bir sualim olacak müsaadenizle :

    ASCII değerleri hesaplarken nereden yardım aldınız ? Web sitesi ya da program linki verebilir misiniz ? Ben Sizinle aynı hesapları tutturamadım da..

    Teşekkür ederim.

    • #7 by wuslath on 14/05/2015 - 03:27

      excel macro kullanıldı:
      Function topla_ascii(a)
      If Application.WorksheetFunction.IsNumber(a) Then
      b = Application.WorksheetFunction.Text(a, 0)
      Else
      b = Trim(a)
      End If
      For j = 1 To Len(b)
      If Asc(Mid(b, j, 1)) xx 32 Then
      t = t + Asc(Mid(b, j, 1))
      End If
      Next j
      topla_ascii = t
      End Function

      Not: Asc(Mid(b, j, 1)) xx 32 burada xx yerine küçüktür-büyüktür yazılacak. Bu işaretleri güvenlik açısından web sitesi otomatik siliyor

  5. #8 by Mehmet Ülkü/Bursa on 21/09/2015 - 14:16

    Selamünaleyküm Mustafa emin bey hayırlı günler.
    Deccal/Süfyanla olan tesbitlerinizi merakla okudum,hayretler içinde kaldım maşallah çok güzel tespitleriniz var. Çok faydalı oldunuz,ama bunları herkes bilmiyor daha çok yayılması lazım.Ben Bursa’da ikamet ediyorum,Risale-i Nur derslerine devam ediyorum; sizinle tanışmak isterdim ve böyle başka tesbitleriniz oldukça benimle paylaşırsanız sevinirim.
    Selamün aleyküm Allah’a emanet olun.
    Mehmet Ülkü/0536 9379199

  6. #9 by Vehbi Kara on 30/10/2015 - 21:29

    Risale-i Nur’a kim ilişmiş ise bu külliyatın daha da parlamasına vesile olmuştur. Bunun en yeni örneklerinden bir tanesi “Sadeleştirme” adı altında yapılan tahrifattır. Buna sebep olan F. Gülen ve onunla birlikte hareket eden yayınevi yöneticileri defalarca ikaz edilmelerine rağmen ısrarlarını sürdürmüş sahteleştirme operasyonlarına ara vermeden devam etmişlerdir. Bu vesile ile Risale-i Nur hizmetinde bulunmuş bizzat Bediüzzaman’a hizmet etmiş 10’un üzerindeki Ağabeyin F. Gülen’e yazmış olduğu “Bu yayınları durdurun” manasını taşıyan nazikane mektubuna F. Gülen cevap verme nezaketini dahi gösterememiştir.

    F. Gülen yapılan ikazları dinlemediği için adeta felaketin tam ortasına düşmüştür. “Zarara kendi rızası ile girenin lehinde bakılmaz” prensibi gereği bunu hak etmiştir ve daha da feci hallere düşeceği aşikardır. Hutuvvat-ı Sitte’de geçen “Allah kimseyi şaşırtmasın, şaşırtırsa süründürmesin, süründürürse çektirmesin, çektirirse rezil etmesin, rezil ederse perişan etmesin, perişan ederse sersem âvâre etmesin” sözüne masadak olan F. Gülen’den kimse bir hayır beklemiyor. Bununla birlikte çevresinde bulunan değerli dost ve kardeşlerimizin bu büyük fitnenin esaretinden kurtulabilmesi için F. Gülen’in mahiyetini izah eden ve özellikle Risale-i Nur Külliyatından istifade edilerek hazırlanan metin aşağıda sunulmuştur. Bu metne ilave edilecek daha çok maddeler bulunabilir biz sadece 19 madde ile yetinelim.

    Bediüzzaman Şualar isimli kitabında 8. Şuada bir haşiyesinde şöyle der “Hem de “İnna A’tayna”nın sırrı kısmen tahakkuk etmiş. Çünki Süfyaniyetin dört rüknünden en kuvvetlisi ve dehşetlisi bütün bütün çekildi. Kabir altında azab çekiyor. Ve en büyüğü dahi alâkası bilfiil çekilmiş. Mason komitesinin mahkûmu ve âleti olup azabıyla meşguldür. Yalnız onun gölgesi hükmediyor. İleri tecavüz etmemekle beraber kısmen geriliyor. Bâki kalan iki şahıs ise, ellerinden gelse tamire çalışacaklar”.

    İşte bu haşiyede geçen Süfyaniyetin dördüncü rüknü ile ilgili olarak bir çok yazı kaleme alınmış çeşitli iddialar ortaya atılmıştır. Bediüzzaman ilk üçü hakkında açık ve ismen belirttiği halde Süfyaniyetin dördüncü rüknü hakkında isim vermemiş meçhul bırakmıştır. Bu konuda Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Diyanet Reisi Mehmet Rıfat Börekçi’yi nazara vererek Süfyaniyetin dördüncü rüknü olabileceğini söylemiştir. Bunun dışında Celal Bayar içinde benzer değerlendirmeler yapılmıştır.

    Öldüğü 1941 yılına kadar Diyanet reisliği görevinde bulunan Börekçi, tek parti rejiminin dine karşı uyguladığı baskının bir aracı olmuş ve yapılan tahribatta mühim bir mevki edinmiştir. Dördüncü rüknün ulemadan olması konusunda haklı olmakla birlikte (diğer üç sahıs asker kökenlidir) ülkemize ve dinimize yapılan tahribat konusunda F. Gülen ile karşılaştırılınca Börekçinin O zata göre çok masum kaldığı anlaşılmaktadır. Zira aşağıda geçen Risale-i Nur metinleri incelendiği takdirde Akgündüz’ün yanılmış olacağını düşünülmektedir. Bu metinlerden sadece 19 tanesi arz edilmiştir.

    1. Bediüzzaman bir mektubunda Bekir Ağabey’e şunları söyler: “Maatteessüf bil mecburiyyeti nahusa ve malayani sayılacak bir bahis söyliyeceğim. Fakat bu bahsim, hakiki hamiyet pirûz Türkçe bilenlere karşı değil, belki frengilerin hesabına sahtekarlik edip kendine perde edib bana karşi olan mütecavizleredir. Şöyle ki: Mülhıd münafıkların en son ve alçakça ve vicdansızca aleyhimizde istimal ettikleri silahı sordum ki, dediler: Said, Kürttür!. Bir kürdün arkasından bu kadar koşmak hamiyet-i milliyeye yakışmaz! Ben bu münafıkların vicdansızca size desiselerine karşı değil, belki, bazı safdillerin temiz kalpleri bunların sözleri ile bulanmamak için diyorum ki: Evet ben başka memlekette dünyaya gelmişim. Fakat Cenab-ı Hak, beni bu memleketin evladına hizmetkâr etmiş ki, 9 sene mütemadiyen bu memleketteki milletin (ondan) dokuz kısmının saadetine kendi dilleriyle (Türkçe ) hizmet ettiğim bu havalideki insanlara malumdur.” İlginçtir ki yıllar önce yazdırmış olduğu bir kitabında geçtiği üzere F. Gülen’e sorulduğunda “niçin hayatta iken Bediüzzaman’la görüşmedin?” sorusuna verdiği cevabında der ki “Said, Kürttür…”

    2. Sırrı İnnaataynada geçen şu husus çok manidardır: “Evet o işi yapan ise küçük Deccallerdır ki, Büyük Deccal’ın ileri karakoludur. Hem o zamanın en fenası, ulemanın fenasıdır. Yani dalaletin en fenası, ulema-is sû’ namı altındaki bir kısım bedbaht kisve-i ulemada, dinini dünyaya satmış adamlardan gelir.” Demek ki İleri karakol olarak ifade edilen Süfyaniyetin 4. Rüknü ulemadan olacak…

    3. Mektubatta geçen 6 Desiseyi Şeytaniyeden mühim bir kısım (Çünki iki paragrafta üst üste “en tehlikelisi odur ki” şeklinde dikkat çekilmiştir): “Bir şey daha kaldı, en tehlikesi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında, bir enaniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enaniyetlidir. Çabuk enaniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da; nefsi, o ilmî enaniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hattâ yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde; nefsi ise, enaniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adavet besler gibi, Sözler’in kıymetlerinin tenzilini arzu eder tâ ki kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın” Evet aşikar bir şekilde görünüyor ki Bediüzzaman’a “pir-i mugan” yani yaşlı meyhaneci, saki anlamına gelen bir ifadeyi kullanan F. Gülen’dir. Nurların sahteleştirilmesi (Sadeleştirilmiş Külliyat) konusunda gösterilen çaba, Nur risalelerinin gözden düşürülmesi ile açıklanmaktadır. Bahsi geçen metinde geçen “en tehlikelisi” ifadesi 3 defa tekrar edilmesi önemlidir. Risale-i Nur’da mübalağaya rastlanmamıştır. Fakat 3 defa en tehlikeli olarak ifade edilen hususun kıskançlık olduğu ve bunun çok tehlikeli sonuçlar doğuracağı açık ve sarih bir şekilde ifade edilmiştir. F. Gülen maalesef bu kıskançlık duygusunu yenemediği için en tehlikeli duruma yani Süfyaniyetin Dördüncü Rüknü olma felaketine düşmüştür.

    4. Yine sırrı innaatayna da geçen “Öyleler alim değil (onlar yük taşiyan eşekler gibidirler) altında dahil oluyor. “İnne şanieke hüvel ebter”ile 1118 olmakla bu Deccallerden 100 sene sonra diğer Deccal’e işaret vardır.” Yani 3 deccallerin (Kamal, İnönü, Çakmak) zuhuru miladi 1920 dir. Öyle ise 100 sene sonra Deccal’in zuhur tarihi miladi 2020 olur.) “Nasılki ki bu geçmiş yüzün iki başında mason komitesinin ve onun bir mukaddimesi olan Yeniçeri içerisine giren fesad komitesi, o yüzün iki başındadır. Allahu a’lem bu gelecek yüzün dahi bu başında bu küçük Deccaller komitesi, öteki başında Büyük Deccal’in komitesi bulunduğuna “inne şanieke hüvel ebter” işaret ediyor. Bunun kuvvetli delillerini daha bulamadım. Bu işaretle şimdilik iktifa ediyorum” Bu kısım konuya hakim olanlar açısından çok kuvvetli bir delildir daha fazla izaha da gerek bırakmamaktadır. Askerler içindeki dehşetli bir fitneden haber vermektedir.

    5. Allahu a’lem bu gelecek yüzün dahi bu başında bu Deccaller komitesi, öteki başında Deccal’in bir başka komitesi bulunduğuna ve bu kişinin bir özelliğin de bulunduğu “inneşanieke hüvel ebter” dikkat çekilmektedir. Yani o dehşetli şahsın çocuksuz olacağına işaret vardır.

    6. Beşinci Şua’da izah edildiği gibi Deccal’in Horasan taraflarında zuhur edeceği ve o tarihlerde Türkler yoğun bir şekilde Horasan civarında olduğu için bu kavim içinde bulunacağına dair rivayetler vardır. Bununla birlikte ilginç bir noktada şudur ki Erzurum’un Hasankale eski ismi ile Pasinler ilçesi Horasan ilçesine yakın hatta komşu bir yerdir. Horasan civarında zikredilmesi bu noktaya da işaret etmektedir.

    7. F. Gülen, zekâtın ruhunu tahrip etmiş ve mü’minlerin hayır-hasenat hislerinin üzerine çöküp sömürerek kendisine ekonomik rant oluşturmuştur. Para ve hediye kabul etme konusunda ise Bediüzzaman asla hediye almamış, yaptığı hizmeti mali karşılığa tahvil etmemiştir. Ticaret yapmak isteyen talebelerine de şahısları adına ticaret yapmayı tavsiye etmiştir. Gülen ise bankasından okullar ve dershanelerine kadar büyük bir sermaye grubu oluşturmuştur.

    8. Başörtüsünü tahfif ve Kuran emrini tahrif eden ve mü’minelerin başlarını açmalarını teşvik etmiş, başörtüsü takmak için mücadele veren kızları aşağılamıştır. Kamuda çalışan başörtülü mensuplarını ise “emirlere karşı geliyor” diyerek kendisinden ve toplumundan uzaklaştırmıştır.

    9. Ezan-ı tahfif ve tahrif ederek, Risalet-i Muhammediyyeyi niza olarak görerek ezan-ı Muhammedî’den kaldırmıştır. Bu konuda internette yayınlanan “Eşhedü enne Muhammeden Resullulah” kısmının kaldırılması pek manidardır ve dehşetli bir cinayettir.

    10. Ehl-i kitap kavramını tahfif ve tahrif ederek, din-i hak kavramını bozmuştur. Diyalog adı altında aşağılık kompleksi ile ifade edilebilecek tavırlar içine girilmiştir. Bu suretle Müslümanların İsevîlikle ittifak etme imkânlarını tahrip etmiş onarılamaz yaralar açmıştır.

    11. Takıyye yapmayı ve yalanı meşrulaştırmış ve meslek haline getirmiştir. Darül harp kavramını tüm dünyaya yayacak kadar doğruluktan uzaklaşmıştır.

    12. Zinayı, içkiyi ve Müslümanlığın yasakladığı her şeyi bazı makamlarda tutunmak maksat ve amacıyla mubah görmüş ve teşvik etmiştir. Halbuki vakti zamanında üyelerine “kola ve margarin yasağı” getirmekten de geri durmamıştır. Bu durum İslami kurallara uyma konusunda onarılmaz yaraların açılmasına sebep olmuştur.

    13. İnsanların gizli durumlarını araştırarak, mahremiyetlerini videolara kaydettirmiş ve bunları şantaj malzemesi olarak kullanmıştır. Ailelerin mahremiyetine tecavüz ederek fitne, tehdit ve gayrimeşru ilişkiler içine girmiştir.

    14. İnsanların paralarını alabilmek için her türlü hileli yola tevessül etmiştir. Himmet toplantıları adı altında senaryolar yazılarak adeta tiyatro sahnesi canlandırılmış insanlar binlerce defa aldatılmıştır. Alavere ve dalavere ile her türlü ahlâksız metodu kullanılmıştır.

    15. Müslümanlar arasına tefrika, niza ve fitne sokmuş, bu menfilikleri sürekli olarak yenilemiştir. Kendinden olayan dini bir cemaat mensubuna hiçbir kolaylık sağlanılmamasına özen gösterilmiştir. Siyasî iktidara gayrimeşru yollardan ortak olmaya çalışmıştır

    16. Kur’ân’ın bu asırda bir kal’ası hükmünde olan Risale-i Nur’ları menhus amaçları önünde bir engel görerek tahrip ve tahrif etmeye yeltenmiş, sadeleştirme adı altında Risale-i Nur’un Kur’ân’ın malı olan mânâlarına hücum etmiştir. Bu konuda yapılan nazikane ikazlara kulağını tıkamıştır. Gülen’in sonunun başlangıcı da işte bu büyük hatası olmuştur.

    17. Kendisini “ulu’l-azm” olarak ve günahsız gibi ihsas etmiştir. Üyelerini etki altına almak amacı ile türlü türlü büyüleme seansları yapılmış kendisi ile görüşülmesi çok büyük bir manevi inkişaf olarak sunulmuştur.

    18. M.Kamal’ı hararetle savunmuş ve onun şahs-ı manevîsinde temsil ettiği Süfyanizmi örtbas etmeye çabalamış, adeta Kemalizmi yeniden ihya etmeye çalışmıştır. M. Kemal’in mahiyeti ve dine verdiği zararlar konusunda tek bir söz söyleme cesaretinde dahi bulunamamıştır.

    19. Bu ve bunun gibi birçok gayrimeşru amelleri irtikap etmiş, esasat-ı İslamiyeyi umursamazcasına tahrip eden Fetullah Gülen, 5. Şua, Yedinci Mes’ele’de de şerhedildiği gibi: Rivayette var ki, “Süfyan büyük bir âlim olacak, ilimle dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar.” Ve’l-ilmu indallah, bunun bir tevili şudur ki: Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüt eden maarifi rehber edip tâmimine şiddetle çalışır, demektir. Burada çok açık bir şekilde Süfyan’ın 4. Rüknünden bahsedilmekte olup F. Gülen’in mahiyetine dikkat çekilmektedir.

    Bütün bu alametler ve karineler onun F. Gülen’in Süfyan’ın 4. Rüknü olduğunu göstermektedir. Elbette akla kapı açmak ve sırrı teklif zayi olmamak için bir kısım hakikatler perdelenmiştir. Fakat akıl ve duygularımızı kullanmadan yapılan onca zulüm ve fenalık ortada iken F. Gülen’e sahip çıkmak onun yanlışlarını savunmak her insanı vebal altında bırakacak bir davranıştır.

    Eğer öyle ise, onun sinsi, menhus ve gayrimeşru örgütü ile yandaş olmak, o örgütün propagandalarını yaymaya çalışmak, bu gayrimeşru örgütün siyasî hırslarına alet olmak, kişiyi mahveder. Bir Nur Talebesi, hiç Süfyanın askeri olur mu? İşte bu maksadı ifade etmek üzere 19 madde halinde Bediüzzaman ile F. Gülen arasındaki farklar izah edilmiştir:

    1. Merkezi figür olarak Risale-i Nur hizmeti şahsı maneviye dayanan kitap merkezli hâlbuki Gülen Hareketi ise şahıs merkezli bir tarzdır.

    2. Kutsallaştırma konusunda Bediüzzaman kendisine “Ulu kişi, kutsal kişi” dedirtecek söylemlere şiddetle karşı çıkmış, şahsi keramet olarak anlaşılabilecek davranışlardan kaçınmış, keramet yerine tevafukla yetinmiştir. Mezarının dahi gizli olmasını vasiyet etmiştir. Fetullah Gülen ise kendisinin yüksek manevi makamlardan ilahi mesajlar aldığını söyleyen takipçilerine sessiz kalarak bunu desteklemekte ve onaylamaktadır. Takipçileri arasında yaygın olarak söylenen “Her Perşembe Hz. Peygamber’le görüştüğü” iddiasını yalanlamamaktadır.

    3. Müsbet hareket ve beddua konusunda Bediüzzaman kendisini idamla yargılayan savcının çocuğunu gördüğünde ona beddua etmekten vazgeçmiş, Gülen ise kamera önünde bedduaya başvurmaktan çekinmemiş ve bunun yayınlanmasını istemiştir. vermiştir.

    4. Metodoloji olarak başlangıcı Osmanlı dönemine dayanan Risale-i Nur Hizmetinin üç önemli düsturu bulunmaktadır: Bir; İman hakikatlarıyla ilgili kitapları ile temel eğitim,
    İki; Lahika kitapları ile hizmette metodoloji eğitimi, sosyal konularda rehberlik örnekleri, Üç; Müdafaalarla ilgili kitapları ile saldırılara savunma stratejilerini anlatır. Gülen Hareketi Risale-i Nur Hareketi içinde başlayarak Risale-i Nur eserlerinden faydalanmış ancak 1970’li yıllarla birlikte hizmette farklı metodoloji uygulamıştır. Lahika mektuplarını ölçü olarak göz önüne almamıştır.

    5. Kendini tanımlarken Bediüzzaman; Nur Talebesi, Nurcu sözünü açıklıkla kullanmıştır. Gülen ise Bediüzzaman ve Risale-i Nur tanımlamalarından kaçınmış ve açıkça reddetmiştir. Sürekli olarak kendisini ön planda tutmaya gayret etmiştir.

    6. Bediüzzaman eserlerini hayatında Türkçe harf karakteri ile bastırmış ancak açıklayıcı ve sadeleştirici metin değişikliğini istememiştir. Gülen ise tahrif maksadı ile sadeleştirmeyi orijinali yerine geçecek biçimde yaparak basımını gerçekleştirmiş, varislerinin muhalefetine ve fikri te’lif haklarının müsaade etmemesine rağmen Risale-i Nur eserlerinin temel yapısı ile oynamaya kalkmıştır. Aslında son dönemde başına gelen felaketlerin en önemli sebebi de bu husustur.

    7. Gülen, Bediüzzaman’ı vazifesini tamamlamış bir din büyüğü olarak görmüş ve göstermeye çalışmıştır. Halbuki Nurcular Bediüzzaman’ın eserlerine bağlı kalmış onların neşrini en önemli vazife bilerek sadakatlerini devam ettirmişlerdir.

    8. Devletle ilişki konusunda Nurcular; Risale-i Nur’un orijininine sadık kalarak aktif siyasete mesafeli olmuşlar, cemaat adına devlet talebi ve siyasi talepte bulunmama ilkesine hassasiyet göstermişlerdir. Bediüzzaman ve yakın talebeleri siyasete girmek isteyen kişilere sadece kendileri adına girmeleri yönünde telkinde bulunmuş siyasette ilişkilerini görüş verme sınırları içinde tutmuşlardır. Dini değerlerin canlanmasına ortam hazırlama kapasitesindeki her siyasi hareketi desteklemişlerdir. Gülen ise hiyerarşik bir yapılanma içinde aşırı büyüme arzusu ile kendinden olanı liyakata bakmaksızın tercih eden bir kadrolaşmaya girmiş devleti yönetmeye talip olmuştur.

    9. Açıklık ve şeffaflık konusunda Bediüzzaman’ın metodu üzere giden gruplar “en büyük hile hilesizliktir” diyerek açıklık ve şeffaflıktan çekinmemiş gizli servislerin elemanı olduğunu bildikleri kişilere bile kapılarını açmışlardır. Açık grup olmaya özen gösteren Bediüzzaman’ın tersine Gülen, özel güvenlik alanları oluşturup ‘kapalı bir grup’ olmuştur.

    10. Bediüzzaman eserlerinde ve yaşayışında doğruluk, yalan söylememek gibi ilkelerden hiç vazgeçmemiş, yargılanırken dahi yalana başvurmamıştır. “Bize gerekli olan en önemli şey nedir? Sorusuna üç defa doğruluk, yalan söylememek ve sıdk” diyerek doğruluğun önemine vurgu yapmıştır. Gülen ise ‘faydacı ve fırsatçı’ denilebilecek güven vermeyen yöntemleri doğallaştırmıştır. Zengin, şöhret ve başarı tutkunluğu ile ayrımcılık yapmaktan çekinmemiştir.

    11. Bediüzzaman hayatının hiç bir döneminde güç odakları ile pazarlık iması dahi olabilecek davranışlara girmemiş, 28 yıl sürgün yaşadığı ve 18 defa zehirlendiği halde Türkiye’yi terk etmemiştir. Kendisini Amerika ve Arabistan gibi yerlere davet edenlere “orada olsak bile buraya gelmek lazımdır” diyerek reddetmiştir. Bediüzzaman kendi döneminde farklı fikirlerini, itirazlarını yazılı olarak neşretmiş hapse razı olmuş ama asla vatanını terk etmemiştir. “Dâhilde cihat maddi olmaz manevi olur” diyerek fikir mücadelesi yapmıştır. Bu sosyal duruş İslam dininin şiddete izin vermediğinin canlı bir duruşu ve bir dersi idi.

    12. Gülen ise 15 yıldır yurt dışında kalmaya devam etmekte, İsrail lobisinin siyasetine paralel söylem ve duruş göstermektedir.

    13. Bediüzzaman hakkındaki sayısı 700’ü geçen davalarında en son 1973 olmak üzere beraat etmiş kitapları iade edilmiştir. “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” diyen Bediüzzaman’a uygun olarak Nurcuların siyasi ilgileri ikinci planda kalmış ilgilendiklerinde de meşru hükümeti savunma şeklinde olmuştur. Mevcut hükümeti mümkün olanlar içerisinde en iyisi olarak ele alarak değiştirmeye gerekecekse bunun seçimden seçime olağan işleyişle olmasını savunmuşlardır. Gülen ise siyasi bir hareket gibi davranarak bütün varlığı ile devleti yönetme talebi ile topyekûn mücadele sergilemiştir.

    14. Bediüzzaman’ın stratejik hedef olarak “süreç ve vazife odaklı” olduğu, Allah rızasını esas alarak sonucu ilahi iradeye bıraktığını İhlas Risalesi’nde yazdığını ve uygulamada da bunu hayata geçirdi görülmektedir. Ancak Gülen, söylemde böyle olduğu ancak tatbikatta stratejik olarak “sonuç odaklı” olduğu, uyguladığı gizli gündemli metodolojiden ve büyüme arzusundan anlaşılmaktadır. Gülen’de Allah rızası anlayışının Allah adına liderlik anlayışı ile karıştırıldığı görülmektedir.

    15. Kemiyet, keyfiyet bakışında Bediüzzaman, en yüksek değer olarak ihlası esas almış, ihlasa aykırı olan maddi zenginliği, takipçilerinin çokluğunu önemsememiştir. Gülen ise ihlası ikinci plana almış adanmışlık adı ile itaati ve daha çok çoğalmayı yüceltmiştir. Dünyevi bir cemaat olmayı önceliklemiştir. Bu esas açısından temel bir fark net olarak görülmektedir.

    16. Risale-i Nur Hizmeti, İhlas Risalesi’nde yer alan “Hak sadece benim mesleğimdir demeyip benimki daha güzeldir” şeklinde uyarıları esas tutarken Gülen ise diğer dini cemaatlere uzak, yukarıdan bakışlı, mesafeli durmuş ve dindarlardan ve hizmet grupları ile işbirliğinden kaçınmıştır.

    17. Zulme karşılık verme biçiminde Bediüzzaman her iktidar döneminde zulüm, eziyet, hapis görmüş ve en azından mecburi ikamete zorlanmıştır. O büyük zatların yaptığı gibi itiraz etmiş lakin asayişi ihlal eden isyan çıkarmaya cevaz vermemiştir. Gülen ise saraylarda keyif çatarken zulme uğradığını iddia ederek 28 Şubat 1997 “medya, asker, yargı” darbesini hatırlatır “medya, polis, yargı” darbesi diyebileceğiz girişimlerde bulunmaya devam etmiştir. Karşısında güçlü bir liderlik bulunmasaydı şu anda Türkiye kaos yaşayabilirdi. Kaldı ki karşısında isyan edilecek bir yönetim de yoktu. Büyük İmamlar ne yapmıştı? Hanbelî, zalim hükümdarlarla ilgili hadisleri neşrettiği için, Hanefî; katl fetvası vermediği için, Malikî baskı ile boşanmanın geçersiz olduğunu söylediği için, Rabbanî ordu içinde müridleri var Şia’yı tenkid ediyor denilerek işkence, hapis ve sürgüne maruz kaldılar. Şafi; ilmi tenkitleri nedeniyle idamdan dönmüştü. Bütün imamlar zaman üstü olarak anlaşmışlar gibi itirazlarından vazgeçmediler ama isyan da etmediler.

    18. Psikolojik savaş stratejistlerinin en çok kullandığı özellik olan “Narsizm”dir. Yani kendini özel, önemli, ayrıcalıklı ve üstün görmek. Hem cemaat narsizmi hem de yöneticilik narsizmi haddi aşmaktır ve bir çeşit zulümdür. Buna başarı körlüğü ve başarı hastalığı da denilebilir. Bu konuda enaniyetin ne derece tehlikeli bir hastalık olduğu 29. Mektup 6. Kısımda “Desise-i Şeytaniye” bahsinde detayları ile izah edilmiştir.

    19. Gülen, diğer dini cemaatlerle aralarında önemli farklar olduğu halde müştereklerini bir kenara bırakarak birbirlerine benzemeyen özellikleri üzerinden çatışmaya girmiştir. Bu çatışmayı maksimize eden üçüncü taraflar yaşananları bir proje olarak düşünmemize yol açmaktadır. Çözüm olarak hiç bir dînî cemaatin, zulme de uğrasa, açık açık yolsuzluk vakaları dahi olsa, meşru iktidara savaş açma hakkı yoktur.

    Daha çok fazla neden de ileri sürülebilir. Lakin şimdilik bu kadarını yeterli olacaktır. Bütün bu hususları dile getirmenin en önemli gayelerinden bir tanesi Paralel yapı içerisinde bulunan çok değerli hizmet erbabının bu dehşetli vaziyeti görüp tedbir almaları ve tam bir fitne kazanı haline dönmüş olan Paralel yapının tasfiye edilmesine yardımcı olmalarını sağlamaktır. Bu insanları düşmüş oldukları çok kötü bir vartadan kurtarmak gayesi ile yukarıda sayılan farklara dikkatlice bakmayı öneriyorum:

    F. Gülen’i tanıma noktasındaki gayretleri “siyasi maksatla yapılıyor ve bir partiye (AK Parti) yardım etmek içindir” şeklindeki bir değerlendirme hatalıdır insaf ölçülerine aykırıdır. Bazı zatlar ve bu makalenin sahibi onun dehşetli fitnesini anlayıp ikaz etmek gayesi ile çabalamaktadır. Bu insanlara engel olunmamalıdır. Hataları ve yaptığı fenalıkları ayyuka çıkmış bir insanı yani F. Gülen’in mahiyetini izah edenlere karşı iki kelime kelam etmek bazı hadis ve ayetleri zamanın gelişmelerine göre izah etmeye çalışmak ayıp olmasa gerektir. İtiraz edenler “ben katılmıyorum” diyebilir. Kati ve kesin bir ifade kullanmak her baba yiğidin de harcı değildir. Hatta Bediüzzaman’ın tasrih etmediği meçhul bıraktığı bir zat hakkında kesin bir ifade kullanmak aşırı bir cüretkarlık olacaktır. Bununla birlikte yazılmış kitaplar, yaşadığımız olaylar ve gelinen noktada ortaya çıkan gerçekler belirli bir kanaatin oluşmasına yardım edecektir.

    Her düşünceyi kabul etmek bizim mesleğimizde caiz değildir. Mihenge vurup altın-bakır ölçüsüne göre değerlendirme yapmak mecburiyetimiz vardır. Yazılan yazıları bu gözden bakarak değerlendirmek, gerekir. Rabbim iman Kuran hizmetinde çalışan btün insanları iki cihanda aziz eylesin…

    • #10 by wuslath on 30/10/2015 - 21:48

      Yorumunuz için teşekkürler.

      • #11 by ahmet küçükbay on 26/07/2016 - 13:40

        DEFALARCA bu siteye girmişdim . yazınızı bügün okudum .bugunu dahi özetlemişiniz. yazınız sosyal medya üzerinden kullanacagım

  1. M. Emin AKKAŞ’ın Tespitleri 2 | Mustafa Emre
  2. Günümüzdeki Süfyan (İslamların deccalı) kim?.. M. Emin AKKAŞ’ın tespitleri… | Mustafa Emre
  3. M. Emin Akkaş’ın Tespitleri – 4 | Mustafa Emre
  4. Barla-Horasan Hattının Hikayesi yada Fetullah Gülen Aslında Kimdir? | Mustafa Emre
  5. M. Emin Akkaş’ın tespitleri – 5 | Mustafa Emre
  6. Recep Tayyip Erdoğan ve 19 | Mustafa Emre

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: